Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

NEDEN YAZIYORUM?

Hayata değil belki ama farkındalığa, çalışmaya ve bir anlamda var olmaya, sigara dumanı altında nefes almanın bile zor olduğu yerel bir gazetenin yazı işleri servisinde gözlerimi açtım diyebilirim. Yazmak için bulunabilecek en güzel dergâhta…

Lise yıllarımda günlük tutardım. Bugün geriye dönüp okuduğumda, o yaşlarda o satırların benden nasıl çıktığına hâlâ şaşırırım. O dönem “Liseler Arası Tiyatro Çevresi” adında bir girişim başlatmıştık. Bursa’daki pek çok liseden öğrenciyi, okul saatleri sonrasında Devlet Tiyatroları’ndan gelen sanatçılarla bir araya getiriyor; beden dili ve sahne teknikleri üzerine çalışmalar yapıyorduk. Ayrıca liselilerin sorunlarını ele alan, Oyun Bitti adını verdiğimiz ortak bir oyun kaleme almıştık. Devlet Tiyatroları tarihinde ilk kez amatör bir liseli tiyatro grubu, Devlet Sahnesi’nde oyun sergilemişti. Büyük bir heyecandı.

Bu heyecanla “Sufle” adında bir dergi çıkardık. İmkânlar son derece sınırlıydı ama hevesimiz sınırsızdı. Lise yıllarımda bu dergide röportajlar yaptım, yazılar yazdım. Derken kendimi bir gazetenin koridorlarında buldum ve yazmak, bir hobi olmaktan çıkıp gündelik hayatımın doğal bir parçasına dönüştü. İlk yıllarda ağırlıklı olarak doğa haberleri yapıyordum. Hafta içi okul, hafta sonları ise iki yıl boyunca Uludağ’ın patikalarında geçen trekking yolculukları… Sanırım o dönemlerde ilk kez “tabiat muhabiri” diye anılmaya başladım.

Böylece yazmak, zamanla hayatımın ayrılmaz bir parçası haline geldi. 1998 yılında dil eğitimi için Londra’ya gittiğimde ise yazmaya uzun bir süre ara vermek zorunda kaldım. İngilizce öğrenmeye, okumaya ve düşünmeye kendimi öylesine yoğun verdim ki, kalemim sessizliğe gömüldü.

Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra yazma ihtiyacı yeniden su yüzüne çıktı. Yazmak benim için; düşünceleri toparlamanın, zihni sakinleştirmenin ve içimde birikenleri anlamlı bir düzene sokmanın en doğal yolu oldu. Yazdıkça netleştiğimi, berraklaştığımı hissediyorum. Deneyimlediklerimin, öğrendiklerimin ve içselleştirdiklerimin başkalarına da dokunabileceği düşüncesi ise bu sürecin en güçlü itici gücü. Yazı, benim için hem bir iç muhasebe hem de paylaşma alanı.

Uzun yıllar yurtdışında süren yaşam mücadelesi, farklı ülkelerde edindiğim deneyimler ve temsil ettiğim markanın sunduğu bilgi birikimi; zamanla ülkemde bir merak ve farkındalık yaratma isteğini de beraberinde getirdi. Bu isteği bastıramadığım için yazıyorum.

Gazetecilikten sonra yolumun yine yazıyla, düşünceyle ve insan ilişkileriyle kesişen bir alana çıkması ise, geriye dönüp baktığımda bilinçli bir tercihten çok, adım adım içine çekildiğim bir yönelim gibi görünüyor. Sanki bazı kararlar verilmez de, insan fark etmeden o yöne doğru yürütülür. Bugün yaptığım iş de, yazmakla kurduğum o eski ilişkinin başka bir biçimi aslında; kelimelerle olmasa bile, anlam kurarak, bağ inşa ederek ve insanları birbirine yaklaştırarak… Belki de bu yüzden, ne yaparsam yapayım, yolum bir şekilde yazıya çıkıyor.

Bu bloğu kurmamdaki temel amaç; son on yılda yoğunlaştığım iş ilişkileri kurma, inşa etme ve yönetme alanında, Türkiye’deki iş sahiplerine farklı bir bakış açısı sunabilmek. İnsanların; kendilerine miras kalan değerler, deneyimler, bilgi birikimi ve yaşanmışlıklar sayesinde geliştiğine yürekten inanıyorum. Bu inançla, Business Networking kavramına dair global kaynaklardan ve farklı perspektiflerden süzülen deneyimleri iş dünyasıyla paylaşmak, hayatımdaki önemli amaçlardan biri.

Yenilenmiş blog sayfama hoş geldiniz.

Umarım burada yazılanlar, bir yerlerde birilerine iyi gelir.

Sevgiyle…