Givers Gain: Gerçekten İşe Yarıyor mu?
İnsan davranışları üzerine yapılan araştırmalar bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Uzun vadeli mutluluğun temelinde üç şey var — anlamlı ilişkiler kurmak, başkalarına katkı sağlamak ve sürekli öğrenmek.
Harvard Üniversitesi’nin 80 yılı aşkın süredir devam eden Harvard Study of Adult Development araştırması da bunu destekliyor. İnsanları hayatta en güçlü, en sağlıklı ve en mutlu tutan şey; para ya da statü değil, güvene dayalı ilişkiler.
Pozitif psikoloji alanındaki çalışmalar ise başkalarına yardım etmenin beyinde dopamin ve oksitosin salgısını artırdığını gösteriyor. Yani yardım etmek sadece etik bir davranış değil; biyolojik olarak da “iyi hissettiren” bir eylem.
Kısacası vermek, insan doğasına aykırı değil; tam tersine, onunla uyumlu.
Ancak iş dünyasına geldiğimizde tablo değişiyor.
Rekabet, hız, hedef baskısı ve kısa vadeli kazanç beklentisi çoğumuzu şu soruya getiriyor: “Ben neden birine durup dururken yardım edeyim?”
İşte tam bu noktada BNI’ın temelinde yer alan Givers Gain yaklaşımı devreye giriyor.
İlk duyulduğunda biraz idealist gelebilir. Hatta bazılarına göre fazla romantik!
Oysa mesele romantizm değil; güven inşa etmek, ilişki geliştirmek ve uzun vadeli değer üretmektir.
Bunu en iyi anlatan iki küçük anım var.
“Durup dururken neden birine yardım edelim?”
Bir gazeteciyle yaptığım röportaj sırasında konu Givers Gain’e gelmişti. Bana oldukça net bir soru sordu: “Neden insanlar birine durup dururken yardım etsin ki?”
Aslında bu soru birçok kişinin zihninden geçer. Yardım etmek çoğu zaman bir çıkar ilişkisiyle birlikte düşünülür.
Ben de ona şunu söyledim: Buradaki mesele karşılık beklemek değil; doğru insanlarla, güvene dayalı bir ilişki zemini kurmak.
Yine de çok ikna olmuş görünmüyordu. “Ben böyle şeylerin olabileceğine pek inanmıyorum ama siz öyle diyorsanız…” diyerek küçük bir açık kapı bıraktı.
Röportaj ilerledikçe konu eşinin işiyle bağlantılı olarak ulaşmak istedikleri bir firmaya geldi. Referansın öneminden söz ederken şöyle dedi: “Biz bu firmaya hep ulaşmak istedik ama bir türlü başaramadık. Kimse bizi doğru kişiye ulaştıramadı.”
Sözünü ettiği şirketin CEO’sunu tanıyordum. İsterse doğru bağlantıyı kurabileceğimi söyledim.
Yüzündeki şaşkınlık ifadesi her şeyi anlatıyordu.
Ve ona şunu söyledim:
“Yapmaya çalıştığımız şey tam olarak bu. Siz inanmayabilirsiniz ama birbirine destek olmak isteyen çok iyi insanlar var. Sadece çok görünür değiller. Diğerleri kadar ses çıkarmıyorlar. Bu yüzden onları fark etmiyoruz.”
Dayanışma böyle başlar. Sessiz ama güçlü.
Asıl Soru
Givers Gain gerçekten işe yarıyor mu?
Belki daha doğru soru şu: Siz hiç gerçekten denediniz mi?
Hiçbir beklentiye girmeden birine bir kapı açtınız mı?
Sadece fayda yaratmak için birini doğru kişiyle tanıştırdınız mı?
Bir fırsatı kendinize saklamak yerine, diğerleri ile paylaştınız mı?
Çünkü mesele “destek vererek hemen kazanmak” değil.
Mesele, güven inşa etmek.
Ve güven; iş dünyasında en nadir bulunan ama en değerli sermayedir!
Bugün kendinize şu soruyu sorun: “Bugün kimin işini kolaylaştırabilirim?”
Belki küçük bir tanıştırma.
Belki tek bir telefon.
Belki doğru bir yönlendirme.
Ama bir yerden başlayın.
Çünkü bağ böyle kurulur.
İtibar böyle oluşur.
Ve gerçek iş birlikleri böyle doğar.
Givers Gain bir teori değil. Bir tercihtir.
Peki siz nasıl bağ kuruyorsunuz? Hiç düşündünüz mü?
Yorum Yaz